La Brise, 2 satır İstanbul

Karaköy’de indin. Yine geç kaldın vapurdan kendini atmak için. Fırladın ama işte kalabalık üstüne üstüne geliyor. Turistlerle şakalaşan restoran tellallarının arasından seyirtip önce alt geçide sonra tünele varıyorsun. Tünel teleferiği seni yukarı Asmalı Mescit’in aşağısına taşısın. Günün en güzel saatleri; Mayıs ayında henüz güneş batmış. iş güç bitmiş, güzel bir akşam üstüne uyanıyorsun şimdi. Seni buralara atan bir amacın da var. Kararlı adımlarla adresine doğru yürüyebilirsin. Bir paket. Elan Otel’inden bir paket alacaksın. Eski Pera taraflarına gitmelisin. İstiklal’a doğru giden yoldan hala göğün kızıllığını görebildiğin aydınlık bir ara sokak seni çekiyor. Dal oraya. Kalabalık bir turist grubu sağından, solundan akıyor. Belli ki İstanbul’un bu saatleri onları da neşelendirmiş. Şansa bak sokağın sonu seni The Marmara Otelinin kapısına çıkardı. Biraz yukarıda Büyük Londra Oteli. Aklına iki şey geliyor, Kraliçe birincisi, kendinle alay edebilirsin, ikincisi burada kalmıştın. Ama kalmadan önce Duvara Karşı filminden biliyordun. Yüksek tavanlı, büyük kapılı odalarıyla bir yandan seni çekmiş ama o eski havası ve battaniyeleri kaşıntıdan seni uyutmamıştı. O öyküde sen olamazdın; tamam..Şimdi biraz ilerisinde bir müze var; Pera Müzesi, seni çekiyor, Joan Miro sergisi var şu sıra ama günün bu saatinde maalesef kapalı. Aşağı Pera otelinin önünden geçen sokaktan iniyorsun. Solda Pera Rose oteli var, bir sonraki ise Elan oteli. Eski ama güngörmüş bir yer burası. Paketini alıyorsun zayıf ama dost bakışlı adam sana hemencecik güvenip paketi veriyor. Sen o kadar güvenmezsin kendine isterseniz paketin üstünde yazan numarayı arayalaım beni tanıyıp tanımadıklarını soralım. Yok beyim al paketi, var yoluna git şimdi..Eh pekala, eyvallah o zaman. Paket elinde Asmalımescit’in sokaklarına dalıyorsun. Yalnız hissetin, amacında yok artık. Biraz da hüzünlü müsün ne.. Bir mekan gözüne çarpıyor, Paris’te rastladıklarına benziyor. Pencerelerinden sıcak sohbetlerin edildiğini, şarapların güzel kadehlerde keyif dalagaları yaydığını görüyorsun. Oraya ait değilsin ama o ‘manner’ seni çekiyor. Nezaket ve keyiften oluşan bu hava içinde yalnızlığını eritebileceğini, yediğin yemeğe, yudumlayacağın şaraba kendini bırakabileceğini, o hoş topluluktan biri olabileceğini düşünüyorsun. İçeri giriyorsun her şeyin çok Fransız koktuğunu görüyorsun burası bir Brasserie havasında bir yer. Garson seni tartıyor. Rezervasyon isteyen bir yer burası; ismi La Brise. Belli bir sürelik bir yer ayarlanıyor. Rokforlu salata ve Mantarlı piliç expres bir sipariş halinde alınıyor. Bir kadehte beyaz şarap lazım. Yandakiler şarküteri tabağı söylediler; belli ki buranın müdavimleri. Bira çeşitleri açından güzel bir kolleksiyona sahip olmalılar ki müşteriler farklı çeşitleri deniyorlar. Mekan seni sarmalıyor. Salata sürprizli Rokfor peynirinin yanı sıra peynire benzer bir şey daha var , peynir niyetine ağzına aldığında armut olduğunu görüyorsun. Pilicin üstündeki mantar parçaları muhtemelen tereyağ terbiyesinden geçme.Püre biraz fazla ama servis güzel.Paketin bana sürprizi de bu akşam yemeği oluyor.
Adres La Brise Asmalımescit Cad. No.28

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s