Olağan Ustalar – I

Şaban usta kuşkusuz en kurnazlarıydı.
 
Güneşten kırmızıya çalan yüzü her daim serseri traşlı, orta boylu, geniş gövdeli bu adam her elini sıkışınızda terden elinizin ıslanacağı şüphe götürmeyen şakacı bir kişilikti.
İç anadolulu bu marangoz yıllar önce bir dolu nüfuslu Kırıkkale’li ailesini geride bırakıp sanki o ünlü Marea’sına atlayıp kendini bu deniz memleketine sürgün eylemişti.
İşin Marea kısmı latife tabii. Çok sevdiği bu arabayı bu sözümona sürgünden çok sonraları alacaktı ve lpg’ye dönüştürdükten sonra satacaktı.
 
Didim organize sanayi’deki marangoz atolyesini her ziyaretimizde, yonga tozu içinden geçerek  terli güleç suratıyla bizi kapıda karşılar ve hiçbir zaman konuya doğrudan girmezdi. Babama seslenerek  "Amca, Marea’yı satmadın değil mi, zaten satılacak bir araba değil o" diye girerdi söze mesela. Ağız çevresinde yoğunlaşan kırmızı teninden, konuşmak istemediği sıkıntılarının olduğunu düşünürdüm. Fakat yıllarca süren dostluğumuz süresince bir kez olsun izini süreceğimiz bir derdinin yansımasını, bizimle paylaşmadı. Kapri pantolunun altından görünen iri kemikli ayak bilekleri, yayık baldırları, kalender kişiliğinin bedeni tarafından dile gelmesi gibi gelirdi bana.
 
Şaban usta, tadilatın son günü, otuz senelik Sharon Tate Kapı’sının yerine sipariş verdiğimiz Amerikan Panel kapıyı getirdiğinde de şakacıydı.
Yine Marea mevzuu açıldı.   Ancak bu sefer o arabayı sattığı için değil, aldığı için  pişmanlığını dile getiriyordu, herkes için yol üstünden aldığı gevrekleri masaya bırakırken. Yerine arsa alsaymış falan.
 
Uğur, Şaban usta’nın yüzde otuzluk ustasıydı.
 
Aldıkları her işin gelirinin yüzde otuzu bu asabi gencindi. Üniversite’de okusa, diye düşünürdüm, herhalde en atak protest eylemcilerden biri olurdu.
Zayıf, uzun düz saçlı bu genç, otuzlu yaşlarında olmasına rağmen  oturmuş huzur dolu , bilge bir marangozdan çok bir üniversite öğrencisini andırıyordu.
Resimlerdeki tasvirlerinden bildiğim kadarıyla Hz. İsa’da onun gibi zayıf uzun yüzlü, seyrek sakallı ince uzun bir marangozdu ancak bir farkla, Uğur’da ki asabiyetin yerini onda bir nevi hüzün dolu huzur ve bilgelik almıştı. Yolda gelirken gördüğü zavallı bir enik için Şaban usta’ya, arabasını durdurtup , bir şişe suyu ferahlasın diye eniğin başından aşağıya boca etmiş olması bile üzerindeki siniri , acıma ve hüzün ile değiş tokuş edememişti. İşte karşımda simitle, içeceği çayını beklerken bile asık suratını gizlemeyi beceremiyordu.
 
Uğur usta işte ilk kez bizim evimizde İrfan usta ile karşılaştı.
 
İrfan usta hafif çekik gözlü, köse yanaklı sinsi bakışlı, işini iyi bilen ancak yıllarca yaptığı su tesisatçılığının getirisini bir türlü sağlayamamış, Denizli’li bir ustaydı.
 
Hafif kızarmış burnu, ince dudakları, sadece gözlerinin içinde çakan alaycı gülümseyişi, bu adamı asla bir düelloda göremiyeceğinizin teminatıydı.
Zaaflı yapısını tamamlayan taammüden tarzı tavrı, ağır oturuşundan, kalkışından, ayak ayak üstüne atışından anlaşılırdı.
Her zaman güleç yüzü, bir tartışmada kısa sürede havlu atmış görünüp mücadelesini karanlık sularda sürdürme niyeti, bu tadilat süresince gözleyegeldiğimiz bir ustamızdı.
 
Ve işte bu yaratık ile , asabi Uğur ile tam da bizim banyoda karşılaştılar.
 
Şaban Usta’nın ölçüyü doğru almaması nedeniyle öfkesi bir kat daha artmış, Uğur, kapıyı oturtabilmek için Ferit ustanın 70 cm’lik mesafeye göre sıvadığı kapı pervazlarını keser ile döverken. İrfan usta, saf Adem usta ile içerde armatür, tuvalet taşı ve ayaklı lavabonunun montajını yapıyordu.
 
Şimdi biraz geriye dönelim.
 
Yıllar yılı en ufak bir tadilattan geçmemiş yazlıktaki banyomuz, öylesine dillere destan olmuştu ki artık; otuz sene öncesinin bir gazetesinde yer alan bir on sene de daha  öncesine ait   bir olayla anılması –Sharon Tate Cinayeti-, aile sınırlarımızı aşınca ve  bu katastrofik duruma bir de foseptik ile tuvaleti bağlayan bursten gelen çekilmez koku da eklenince, aile meclisi deyim yerindeyse başarılı bir kriz yönetimi uygulayıp , beni de  apar topar usta bulmakla görevlendirmişti. Ve ben tabii ki kırmızı suratlı zeki ve kadim Şaban ustamızı aramıştım. Şaban Usta’da bana Ali dayıdan bahsetmişti. Yenihisar’da Yeşilçam’ın figüran kahveleri gibi bir kahveyi ofisi gibi kullanan Ali dayı ile görüşmemizi salık vermişti. Biliyorum bu bir dolu usta ismi kafanızı karıştırıyor ve bu öyküden sıkılıyorsunuz ama gerçeklik duygusu bir dolu ayrıntıdan geçiyor ve felakete giden yol da aslında bir bilardo topunun Amerikan Bilardosunda olduğu gibi bir dolu farklı renkte topa çarparak kara deliğe birisini göndermesine benzer bir şekilde kara deliğe doğru gider..Neyse uzatmayayım, biz oraya vardığımızda görmediğimiz yaşlı Ali dayı çoktan sahneyi  terketmiş, yerini Şaban ustanın yanında getirdiği Ferit Ustaya bırakmıştı.
 
Şaban usta eskisine göre şişmanlamıştı, biraz da endişelimiydi ne? Marea’sını sattığını ilk orada duydum. Ama asıl üzücü haber; ağabeyini elliiki gibi genç bir yaşta kaybetmişti ve sıranın kendisine geldiğine inanıyordu ya da bunu hissetirmek istiyordu. Onu bu duygusundan kurtarmak için onu rahatlatacak çözümler sunmaya kalktığımda dinsel düşüncemin sorgulandığını hissettim.
 
Soru şuydu, insan kendisi için yazılmış olandan bir dakika daha fazla yaşayabilir miydi?
Tanrı inancımı sorgulayan bu sinsice atağa kendi silahıyla cevap vermek istedim. Herşeyi bilen tanrı yine de bize serbest irade vermemiş miydi, yani ölüm tarihinin değişmezliğine inansan bile sen elinden geleni yapmalıydın. Ve fakat bu şaka dolu dünya görüşü tahlillerimiz Ferit ustayı asla ilgilendirmiyordu.
 
O, kesinlikle bir şark tüccarı olarak yaratılmıştı.
 
Geldiği dünya onu erkek egemen doğu masallarıyla avutmuş ve şişirmiş, hedefi vuran Kadir İnanır ya da İbrahim Tatlıses gibi bir kaç şanslıdan biri olmadığı için ancak buna inanan zavallılara sökecek tarzda oyununu oynamaya başladı. İşi alıncaya kadar cömert ve paranın asla önemi olmadığı bir doğu dünyasındaydık. Abe ne önemi var, yaparız birşeyler.Abe nerelisin? Ferit usta küçük hesapları olan zavallı bir şeyhzadeydi. Babamın Arnavut inadı karşısında hemşehri olmak ta para etmiyordu ne yazık ki, doğu masalı pul pul dökülüyor, şeyhzade ayrıntılarda daha sonra bize ekstra olarak yüklemek istediği moloz ve inşaat artıklarının atılması işinin hesaba dahil edilmesini önleyemiyordu.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s