Sharon Tate

 

Her banyoya girdiğimde o haberi okurdum.

Sararmış bir Cumhuriyet gazetesi sayfası içerisi görülmesin diye banyonun kapısındaki cama yapıştırılmıştı.   İnsan o mekanda defalarca aynı satırı okuyup, aynı resmi görüp hikayeyi defalarca farklı şekillerde hayal edip yeniden düzenleyebilirdi.  

Gazetenin bir köşesinde karakalem çizgilerle resmedilmiş bir Sharon Tate portresi ve bir ev, sanırım cinayet mahali çiziktirilmişti…                                                           

Bu kırık dökük kapı üzerinde okuduğumuz bu cinayet haberi, belkide bugüne kadar konunun bizimle uzakan yakından ilgisi olmayışı nedeniyle sadece kardeşimle benim aramda annemlerin yıllar yılı beceremedikleri tadilatın esprisiydi.    Sharon Tate haberi hayatımızla o kadar ilgisizdi ki, duygusuzca aslında gerçekten ne olup bittiğine bakmadan bu üç sözcüğü –Sharon Tate Kapısı– kullanarak şakalaşırdık.     Bu esprinin nedeni olan, bir türlü annem ve babamın değiştiremedikleri kapı geçen hafta, yani otuz sene sonra söküldü ve ne ilginç tesadüftür ki yine bugün, bu cinayetle ilgili okuduğum bir haber sonrası yaptığım bir araştırma beni yıllar yılı yaptığımız bu espriye yabancılaştırdı.

Habere göre, halen Kaliforniya’daki bir kadınlar hapishanesinde tutulan katil ‘ailenin’ bir üyesi olan Susan Denise Atkins’in üç aylık bir ömrü kalmıştı ve bu son üç ayını özgürce dışarıda geçirmek için affedilmeyi talep etmişti. Geçen hafta söktüğümüz kapının üzerindeki çizgi metin ile  yıllar yılı beynimizi yıkamış olan Sharon Tate cinayetinin önemli aktörlerinden biri ile ilgili bu haberin tesadüfen karşıma çıkması, beni konuyu çağımızın harikalarından birinin; internetin, sayesinde oturduğum koltuktan bir dolu siteyi gezerek bilgi toplamaya itti. Okudukça irkildim. Araştırdıkça Amerika’nın yumuşak karnı üzerine ve yaşananların ne denli çağın ruhu ve popüler kültürün içinde patlayan bir şey olduğunu anladım. Ama tüm bunlar bir yana, Sharon Tate’in doğumuna iki hafta kala karnındaki bebeğiyle acımasızca katledilişi evrensel insanlık vahşetinin, her dönem ve çağ yaşanan bir örneğiydi.  Hele cinayetin an be an internette anlatılışı doğru ya da yanlış bu belgelerde okuduklarım, neredeyse (olamaz ama) beni cinayetlerin işlendiği ana götürdü.
 
İçimde sanki bu tüm olanları durdurabilecekmiş gibi, fizik ötesi haykırış oluştu..
 
Susan, yeni yetmelik yıllarında annesini kanserden kaybetmiş, ve alkolik bir baba ile boğuşmaktan yılıp, okulu bırakan,   San Fransisko’ya kaçıp orada gezici satış mümesilliği yapan bir genç kız o zamanlar. Yalnız ve ailesiz. Hayata savrulmuş bir mermi gibi.    Sharon ise ondan bir kaç yaş daha büyük, sonraları albaylığa değin yükselmiş bir subay olan babası sayesinde, Avrupa’da  bulunma fırsatı bulmuş genç ve güzel bir kız.  Susan işinden ayrılıp Kaliforniya’da tanıştığı bir kaç sabıkalı ile yollara düşüp, Oregon’da yakalanıp, kısa bir süre içeride alıkonulduktan sonra yeniden San Fransisco’da ama bu sefer topless bir dansçı olarak iş bulan belki de malum yol yolcusu.
 
Sharon ise güzellik yarışmalarının gözdesi, İtalya’da babasının görevli olduğu Verona’daki askeri üste, çıktığı bir oğlan tarafından tecavüze uğrayışını aile ismini lekeleyeceğinden korkup kendi içinde saklayan ve bu acı  olaya rağmen aynı Verona’nın kendisine sinema dünyasının kapısını açtığı akıllı ve güzel bir kadın artık.
 
Verona yakınlarında, Paul Newman’ın da oynadığı ‘Adventures of aYoung Man’ filminin setinde keşfediliyor.
 
60’lar daha sonra kültürel ortamını çokça soluduğum yıllardır.
 
Filmleri, kitapları ve akımları daha sonra lise ve üniversite yıllarında hep gündemimizde olmuştur. Özellikle 1969; Sharon Tate Kapısı esprisini paylaştığım sevgili kardeşimin doğum yılıdır.  Aynı yılın yazında, insanoğlu  ilk kez yer dışında, kocaman uzayda bir başka kütleye ayak bastı ve bugün tüm bu araştırmayı yapma kolaylığını elde ettiğim sanırım insanlığın en büyük buluşlarından biri olan internet ilk defa aynı yıl ArpaNet adı altında Amerikan ordusunda oluşturuldu.
 
Örneğin Kubrick’in 2001 A Space Odyssey’i, Antognioni’nin ‘Blow Up’ı, Fellini’nin Sekiz Buçuğu (8 1/2), Traffaut’un Jules & Jim’i hep bu yıllarda yapılmış beni etkileyen filmlerdir. İlginç olan,  Polanski’nin o etkileyici ‘Rosemary’nin Bebeği’ filmini karısının öldürülüşünden bir önceki sene yapmış olması. Gözlerimi Siyasi Amerikan tarihinin bu dönemine çevirdiğimde ise bir dolu suikast, sosyalist-zenci, müslüman-zenci hareketlerinin bastırılmasını görüyorum. Black Panter Party temsilcisinin katletilmesi ki bunun Sharon Tate  cinayetiyle uzaktan ilgisi vardır yine aynı yıla rastlıyor. Malcolm X, Martin Luther King, JF Kenedy hep altmışlarda suikastlara kurban gidiyorlar. Yine 60lar Vietnam Savaşı yılları olarak Amerikan tarihine damgasını vuruyor. Tüm bu özete ayrıca Beatles’in Helter Skelter şarkısını yaptığı yıllar olduğunu da küçük bir not olarak iliştirelim, daha sonra buna bir gönderme yapacağız.
 
Bu kültürel ve tarihsel dönmede, her iki kadın da daha sonra hayatlarının adamlarıyla karşılaştılar. Susan isimsiz yani evlilik dışı ilişkinin ürünü olarak Cincinati’de doğan Charlie ile, Sharon’da bir Polonyalı göçmen bir ailenin Paris’te doğan Roman ile.  Birinin annesi ağır silahlı soygundan hüküm giyip , hapise yollanırken, diğerinin ailesi Nazilerin toplama kampına kapatılıyor.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s