Benjamin Button’ın tuhaf hikayesi

 

Geçen gün oğlumla Benjamin Button’ın tuhaf hikâyesini görmeye, sinemaya gittik. 

Oğlumla benim aramda 29 yıl 11 ay 5 günlük bir yaş farkı var. (Oğlum elini çabuk tutmasaydı kim bilir belki benim doğum günümde dünyaya gelecekti)  Sinemadan çıktığımızda yine aramızda 29 yıl 11 ay 5 günlük yaş farkını koruyorduk.  Ama artık bunun ne büyük bir nimet olduğunun farkındaydım…

Zaman geriye doğru ilerlese ne olurdu?  Hepimiz için böyle olsaydı, bunu fark etmezdik gibi geliyor bana. Peki, o zaman önce doğru soruyu bulalım. 

Filmin konusuna girmeden, size başka bir kurgu sunayım.  Ölmek üzere bir adammış gibi doğan bir insanın olduğunu varsayalım.  Sonra bu yeni doğanın her bebek gibi sağlık kazandığını, giderek o sağlıksız halini terk ederek yürümeye başladığını, saçlarının daha gür çıkmaya başladığını vs.  gözlemlemiş olalım.  Buraya kadar her şey ilk doğum görüntüsü haricinde, her yeni doğanın yaşadığı durumdur.  Ancak diyelim ki ergen yaşlarında bu adam 60’larında, 20’li yaşlarında ise 40’larında gösteriyor.  Ne zaman ki, tam olgun bir insan bedenine sahip oluyor, yani tam bir yetişkin halini alıyor, o andan itibaren biyolojik olarak kayıplar yaşarken (boy kısalıp, bellek yitimine varan hücre kayıpları yaşarken), gençleşme sürecinde, taze olma durumunda tersine bir şey yaşanmıyor.  Aksine, nur topu gibi doğmuş bir bebek halindeyken ölüyor.  Bu ölüm sanki ona doğanın, biyolojik saatin getirdiği bir şey değil başka bir nedenle ölüm gerçekleşiyor. Yani, sadece zaman çizgisinde ilerleyiş mantığı bunu gerektirdiği için gelen bir ölüm bu.  Dolayısıyla benim ilk tezim, bu filmin bir bilim-kurgu filmi olmadığı.  İşin bilimsel kurgusunu yapmak gibi kaygı taşımıyor.  Sadece yeryüzündeki tek bir insan için saatin geriye işlemesini konu alan, deyim yerindeyse felsefi-kurguya sahip bir film.

Filmin ana teması, beraberce yürüdüğümüz tek yön gösteren zaman yolunda, sadece birinin bizim yolumuzun aksine yürümeye mahkûm edilişinin trajedisi gibi görünüyor. 

Bu trajedi belki de bir ders bizlere de.  Hiçbir zaman olmadığı kadar günümüze has bir gençlik fetişizmi içinde tırnaklarımızı kaybettiğimiz, bugünden daha genç olduğumuz günlere geçirmiş, yaşlanırken, gözden kaçırdığımız, birlikte yaşlanabildiğimiz sevdiklerimizin olmasının ne büyük bir mutluluk olduğuna dair, çocuğumuza her zaman ana-babalık yapabilmemizi sağlayan yaş farkını korumanın ne büyük bir nimet olduğuna dair bir ders.  Gerçekten öyle değil mi?  Ajda’ya bakalım, türlü yöntemlerle yaşıtlarının neredeyse kızı yaşına inmedi mi, görünüş olarak. Benim merakım bu tarz (Benjamin tarzı) bir yalnızlık yaşıyor mudur mesela? Akranları yaşlanıp ölürken, kendisi bir sonraki nesil ile akran olmaya, bütünleşmeye çalışmıyor mudur?

David Fincher’in filmografisinden, Fight Club, Se7en ve Alien’i izledim.  Fight Club ve Benjamin Button’ın hikâyesini aynı tür içinde görüyorum. David Fincher bu filmlerde hayatlarımıza bir fantezi öğesi katarak, bizi yabacılaştırıyor ve bu sayede hayatımıza yeniden farklı bir gözle görmemizi sağlıyor.

Bu hikâye fark edebildiğim kadarıyla farklı küçük temalara da sahip (alt-metin), bunlardan bazıları; babalar  ve oğulları (özellikle gemicinin hikâyesi), Mukadderat (Doğuştan kaderimizi yaşarız, ne kadar zorlasak ta, değiştiremeyiz, denizci aslında hep bir ressamdır). Düğmeler ve fermuar (yine zamansal çizgiye göndermeler).

Bu tuhaf hikâye için bir alternatif okuma da düşündüm bir yandan;

Hikâye, ölen oğlunun savaştan canlı geri dönmesini, sadece onun için zamanı geri döndürebilmek pahasına dileyen bir kör saatçinin (Neye kör? Zamanın akışına mı?) yaptığı meydan saatini tersine kurmasıyla ile kurulur ve saatin bir kasırgada durmasıyla nihayet bulur.  Saatçinin oğlu ölür, saatçi saatini tersine kurar, oğlu yerine, hayatı bu saat doğrultusunda yaşacak bir başka oğul doğar.  Doğumda beyaz anne ölür, saatçinin karısı siyahîdir, kader Benjamin’e bir siyah anne getirir. Hikâyenin kendi içinde bu ve benzeri olay örgüsü üzerine bina edildiğini görebilirsiniz. Peki, tüm film boyunca bu hikâyeye eşlik eden kasırga ve yıldırımlar için ne diyeceksiniz? Bu da size ev ödevi olsun:)

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s