Kendine Ait Bir Oda

 
İlk yalnız yaşama girişimim 2000 senesine  rastlar. Virginia Woolf’un kitabının ismi ne çekicidir; "Kendine Ait Bir Oda".
 
Benim ilk  kendine ait bir alan yaratma girişimim, hayat  yolumun yarısına rastlıyor.
 
Kirişi kırmaya kararlı bir adam olarak, 2000 senesinde,  Seyran’da bir bodrumda bir 1+1 ev kiralarım.
Gün ışığı, sadece sabahları, kaynağını göremeden,  tek cepheli evimi şöyle bir yalardı.
Salonunda, müzik setim, onun tam karşısında bir kanepe ve bir sehpa vardı. Sehpa’nın  üstünde kitaplarım dururdu.
Kanepenin karşında da şöyle büyücek bir tablo vardı. Tablo  bir kayıkta, kürek çeken bir adam ile  kocaman bir gergedanın büyük bir posteriydi.
Bu büyütülmüş fotoğraf , Federico Fellini’nin "E la nave va’ (Ve Gemi Gidiyor) filminden bir sahneydi.
Sanırım o günlerde, artık benim için de gemi kalkmış gidiyordu..
Yanıma Gergedan’ımı almış ve  yola çıkmıştım..
Ve aslında filmdeki sürreel sahneye öylesine benzer birşey yapıyordum ki..
Sakin herşeyin yolunda gittiği bir hayat yerine, o bodrum katı, ışıksız mekanda yaşamayı , oraya kaçmayı seçiyordum.
Yanımda Gergedan’ım vardı ya artık mutlu olmalıydım… 
Şimdi, bu Gergedan’da neyi nesi diye düşünüyorsunuzdur. Anlatayım;
 
 
1989 yılına dönelim o zaman; askerliğini bitirmiş yeni evlenmiş, bir adam iş arıyor.
Elinde EMO’dan aldığı bir iş ilanı Cinnah caddesini yokuş yukarıya doğru adımlıyor. 
Ceketinin cebinde ikiye katlanmış bir dergi. Derginin adı: Gergedan.
O yıllarda Enis Batur’un yayın yönetmenliğini yaptığı bu muhteşem dergi yayındaydı.
Ve bu genç adam derginin hiçbir sayısını kaçırmıyor, zevkten dört köşe, içindeki metinleri okuyor, resimlere bakıyor, ve dergiyi sıkı bir şekilde takip ediyordu.Bu adam  bir mühendisti , sevgilisini yan cebinde taşıyor ama elinde evleneceği işinin adresi, yıllarını vereceği işi ile buluşmaya gidiyordu. Gergedan işte o gergedan; tüm kaçış-planları, düşler, hayaller, şiirler, resimler, karanlık arzular. Kayık ise yıllar sonra kiranlanan, o karanlık 1+1,
 
 
İşte o zamanlar(2000 senesinde)  bu evin banyosundaki klozete  ‘günün anlam ve önemine’ istinaden şu yukarıda görmüş olduğunuz klozet kapağını almıştım.
 
Kendine ait bir oda manasında, tünediği klozet üzerinde, dırdırcı bir kadın tarafından tacize uğrayan bir adamın karikatürize edildiği bir resimdi bu kapak.. 
Kadınlara haksızlık etmeyelim; kadın veya erkek, herbirimiz mecazi manada nefes alabileceğimiz alanlara ve hatta uzamlara (uzay-zaman) ihtiyaç duyarız.  Belli bir zaman diliminde , sadece ağırlığımızca "bizi" çeken bir mekanda, kendi iç-sesimizi duymak isteriz. Bu istek , ‘dışarının’ bizi kendine göre dürtüp biçimlemeye çalışan dış etkenlerinden, bir tür arınma (intoxication) ihtiyacıdır. Kapak, işte bu rahatsızlığı dile getiriyordu.
 
‘Vous êtes dans une zone â stationnement’ ,  yani kullanımının, HYPER REGLEMENT’ler ile, yani en yüce kurallar ile, belirlenmiş olduğu, bir park alanındasınız ,diyordu karikatür. Buraya dahi gizlenemezsin kardeşiiiimmm !..
 
Şimdi tadilatı bitmiş yeni evimde atılacak eşyaları ayırırken yıllarca saklamış olduğum bu klozet kapağı yine elime geçti. 
Banyoda hali hazırda zaten klozetin kapağı vardı. Atmaya kıyamadığım bu esprili nesneyi  nasıl kullanabilirm diye düşünürken, aklıma çamaşır makinesi muslukları için kırılmış fayans’ların ardındaki çirkin kara delikler geldi. Kapak, bu delikleri  gizleyebilir diye düşündüm. Ve bu dahiyene(!) fikrimi uygulayıp, kapağı bir banyo tablosu yapıverdim.
 
Marcel Duchamp’ın bir ready-made olarak klozet’i gösterip, "ben bunu sergilediğim andan itibaren, bu sanattır" dediği gibi, artık bu kapak ta benim bir sanatsal bir iş’im olarak banyomda sergilenmektedir.    Bu işi görmek için ziyaretçilerin bir kez banyomu kullanmaları gerekmektedir. Tablomun adı ‘kendine ait bir oda’..

3 Replies to “Kendine Ait Bir Oda”

  1. Sanırım görenler listesinde ilk sıralarda yer alıyorum sevgili dostum, Buna ek olarak Yargıcı desem koku için yanlış mı hatırlıyor olurum? bilemedim..Yeni evinde, keni kendinle, yeniden mutlu ol…

  2. Valla buralar matrak bir hal almaya başladı… Önce senin blog (spaces) ya da her ne haltsa 🙂 sonra da İmrenin bloguna takılmak bir şeyler karalamak bana çok keyif vermeye başladı… Gözüm üzerinizde (yazdıklarınız manasında) haberiniz olsun… Bu konu hakkında fikrime gelince, ilk görenler arasında İmrenin olmasına şaşırmadım valla, son olarak da ben görmek ister miyim bilmiyorum… düşünmek lazım… ama sen yaptıktan sonra bu kesinlikle "bir sanattır" sevgili dostum Ahmet ya da kimilerinin deyimiyle "nevuga" -kaburga gibi bir şey herhalde- YENI EVINDE SONSUZA KADAR MUTLU OL… HATTA TÜM EVRENDE…! Not: Ne oldu bizim iş abicim…? 🙂

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s