Eternal Sunshine of the Spotless Mind/Sil Baştan *****

Aşk acısı ve bellekten silmeye çalıştığımız birisi. Jim Carrey’i hiç böyle izlemediniz. Tuhaf bir özdeşleştirmeyle Kafka’nın K’sının  aşkı ‘dava’sı.. Küçük bütçeli bir bağımsız bir filmi anıştıran hareketli amatör kamera kullanımıyla, yok olan çitler ve insanlar ve suratlarıyla(Bjork kliplerinin  estetiği!)klip estetiğinin bileşimi bir görsel fenomen sunuyor yönetmen. Sinema amatörleri için, gündelik hayata nasıl sci-fi yaklaşılabileceğinin bir manada dersini veririken diğer yandan aslolanın hakkının verilerek sunulduğunu görüyoruz.

Askerlik

Yolda yol kenarına çekilmiş askeri servis aracı gördüm. Eski haki renkli bir Deutz marka otobüs. Bir kaç asker arka motor kaputunu açmışlar, uğraşıyorlardı. Hatta içlerinden birinin motorun kayışlarını göstererek diğerlerine eğitim verdiği kanısına kapıldım. Hala kayışlı motorların kullanılmasını garipsedim . Birden piyade okulunda askerlik yaptığım günlere gittim. Cuma öğleden sonraları nasıl kullandığımız silahları söküp, bakımını yapıp, yeniden taktığımız günlere. Askerliği diğer mesleklerden ayıran temel bir fark var. Askerlik asıl temsile hazırlanılan bir meslek. O yüzden araç gereç seçiminde teknolojinin son geldiği noktanın değerlendirilmesini yadsımamakla beraber asıl gizli kalan bir yöne parmak basmak istiyorum. O araç gerecin ordu içinde bir kültür haline dönüşmesine. Bunun pratik değerine. Savaş alanı herşeyin mükemmel çalıştığı bir arena olmaktan çok yoksunlukların doğru ve hızlı kararlarla ikame edilmesinin zafere doğrudan etki ettiği bir alan. Dolayısıyla bu araç gerece neredeyse kültürel bir refleskle müdahele edebilecek insan gücü kritik bir öneme haiz. Dolayısıyla arızalandığında çalıştıracak personel gücün ve know-how’un yoksa, pekala elektronik ateşlemeli bir motorun yerine kayışlı eski bir Deutz’u tercih edebilirsin. Çünkü o çalışacaktır.Kum tepelerine gömülmüş son model Mirage’larla aynı kaderi paylaşmıyacaktır..

Blogs from underground..

From now on My Msn space will function under the title  Blogs from Underground, referencing to Dostoyevsky’s ‘Notes from Underground’.
And I’ve changed my occupation to a new post.
From now on I am a Mind Voyager:)
Human Mind for me is one of rare objects which deserves utmost interest for getting a glimpse of meaning about universe:)
 

Madame Butterfly/22th of March

Let’s look another way: she was the girl who knows the rules of gambling in life.
She has to put all the rest; her own cultural identity, the relatives, a child’s life on the table to take the US citizenship over an American Lituneant.
If you put all your existence  yourself in  society, that means you play BIG, and if you lose, you lose BIG. And the tragic finale is inevitable.
 
I think in this play the ‘LOVE’ itself is abused for the oppurtinism. OK, the US officer is totally wrong mannered. He  deceives and abused the girl. But we can’t put the bonus of love on her character because of her sacrifice…
I think Anna Karenina deserves that bonus more than that of Madame..
 
The minimalist decoration was really nice.
Congrutulations to Devlet Opera ve Balet Inst. for the well-prepared play of Madame Butterfly
 
Opportunist Madame Butterfly bence kaderinden bir ölçüde kendisi de sorumlu. Kapağı ABD’ye atmak için kültürünü bu kadar red etmeye teşne bu kızın hikayesi hiç yabancı değil. Alay etmiyorum ancak kendi içinde bir kurnazlık taşıyan bir davranış kalıbı bu. Bir de çocuk yapıp aşkını yüceltmek, resti ortaya koymak demek değil mi? Ya bu oyuna gelmezse partner..Son ister istemez trajik oluyor..
 
Unutmadan, minimalist dekor harika..
 
Üst yazı hayatı kolaylaştırıyor..
 
DOB’u bu güzel oyun için kutlarım..
 
 
 
 

Burhan Öcal/1st of April

The monotone rhtym of caravans in the dune teared by BÖ’s deadly rhtym..
East and Jazz
I don’t understand why no one from the arrangers couldn’t think of bringing to our great percusionist even a bunch of flowers..which will cost them no more than a seat’s ticket.
But I do understand that it is not a matter of money, just matter of culture..
Sorry about that..

Bee Season***The Movie Review..

 
Bilkent Salon 4, Sessiz bir sinema, rahat koltuklar pazar saat 21:00. Yalnızsanız , o saatte yapılabilebileceklerin en iyisi…
Hele seçtiğiniz film son zamanlarda gittiğiniz filmlerin en iyisi ise.
Hele böyle şefkat dolu bir filme bu denli ihtiyaç duyuyorsanız;)
 
Rihard Gere sevenler kaçırmasın.
Pretty woman’ın çapkın bussinessman’i her kadını evlilik için baştan çıkarabilecek çekicilikte bir kocayı oynuyor.
O kadarla da kalmıyor tabii, aynı zamanda yahudi, aynı zamanda violinist, aynı zamanda ‘sır’ a erişmek için Yahudi öğretisi ‘Kabalizm’i küçük kızı üzerinden uygulayan bir akademik..
 
Juliette Binochet, kırklarında ışığın ‘şiirini’ yazan bir eş*. Daha fazla detay vermeyeceğim. İzleyecekler için filmin tadını kaçırmayalım.
Bir kaç güzel ve benim için özel sahne: JB’nin kararsızlık anında kapıdan dönüp, giysieriyle RG ile sevişme sahnesi..
İki anlamda da bir olmayı, tam olmayı anlatan güzel bir sekans..
 
Ve çok iyi bir senaryo.. Bir cümlenin** ne eksik, ne fazla en etkili en kalpten görselleştirilmesi bu film.
 
Son sahne çok tatlı ve vurucu..ORIGAMI I yerine WHY(Y-ou)’nun seçilmesi, tek kelimeyle M U H T E Ş E M.
Seyredin anlayacaksınız..Ben yerine SEN demek böyle  mi söylenir….VOWW..Hem de kurturalıcak SEN’e bakılarak söyleniyorsa..Ben böyle okudum filmi işte..
 
A quıte theatre, comfortable seats, at  Sunday 9 PM. If you’re ‘alone’ and have nothing to do at Sunday, ) pm. The best is to watch a movie and if it is the best of your recent times. You’re the luckiest guy of the moment:)).. You will be as happy as possible if you have the capability of happiness:))..
 
Don’t miss the last scene. Experience it with tears of your heart. The director had chosen the best way of saying ‘you’ instead of ‘I’. The keyword of examination was Origami….To make things together we have to say ‘you’  before ‘I’..Maybe it is cheap philosphy but sometimes it works!..Don’t forget..

BSO Concert 3rd of Apr.Doğramacı/Cetiz/G.Onay&Dad

Kalabalık bir Bilkent Gecesi.
Bir çeşit klasik müzik fanatiği olan babamı ilk kez bir konser götürüyorum.
Yeni nesil bestecimiz Mahir Cetiz’in Tango ezgili finale sahip, ‘İzlenimleri’ni (2001)sevdim.
Gülsin Onay çok bilinen(adı olmasa da kendisi:) E.Grieg’in ‘La Minor, Op 16’sı için piyanoda enerji doluydu.
Ardından Rus Mussorsky etkileyiciydi (düzenlemeleri sonradan Bolero’nun bestecisi Ravel yapmış).
Bis alkışları arasında Şef Tabakov Happy Birthday çaldırdı..Salondaki herkes ayağa kalkıp Balkon’da el sallayan yaşlı adamı alkışlamaya başladı. Bu kişi Bilkent’in kurucu babası İhsan Doğramacı’dan başkası değildi. Gecenin kalabalığının nedeni anlaşılmıştı:)
 
Crowded nite at Bilkent Symphony.
I took my Dad, for the first time in my life to a concert. He was a kind of fan of classical music.
Introduced with  new generation Turkish Composer Mahir Cetiz and with his contemporary composition (2001)  ‘Impresions’.
Impressed by the ‘Tango Finale’.
Norwegian, Edward Grieg & Russian Mussorsky followed.
Energetic Gülsin Onay was on the piano for the well-known Grieg ‘La Minor, Op.16’.
At the ‘bis’ stage orchestra played ‘Happy Birthday’ melody, and to our surprise a well-known old man stood up at balcony with the claps of the audience. He was İhsan Doğramacı, the founder of Bilkent University.
So the secret of the crowd resolved by this grand happy birthday finale: Mr. Doğramacı..:)